Üye No: 132
İsim: Fatih
Yaş: 15
Nerden: Ev...
Mesajlar: 4.350
Konuları: 392
Blog Başlıkları:
Ruh Halim: | Beklenen İnsan Hedefini bulmuş bir insan: Hakkın şahidi, insanların da rehberidir. İnsan-ı kâmil denilince, ilk akla gelen, varlık ağacının hem çekirdeği hem de meyvesi olan Efendimiz (s.a.v)'dir. İnsanlığı kemâlât adına onun kadar zirvede temsil e-den ikinci bir insan göstermek mümkün değildir.
"Müslüman'ın yönetimindeki Müslüman olmayanlar, benim himayemdedir. Kim benim himayemde olanlara eziyet eder, rahatsızlık verirse bana eziyet etmiş, bana rahatsızlık vermiş olur." diyor ve yine; yoldan geçirilen bir cenazeye hürmeten ayağa kalkıyor. "Ya Rasulallah, o Yahudi idi'' diyenlere, "O da insandı '' buyuruyorlar.
Görülüyor ki insan; insan olduğu için üstündür. Kadın-erkek, siyah-beyaz, genç-ihtiyar, Yahudi-Hristiyan ve Müslüman, insan olarak hepsi kıymetli, hepsi değerlidir. Ahsen-i takvime, en güzel endam ve biçime konan insan, iradesiyle maalesef sefaleti seçmekte, kendisine emanet edilen bütün değerleri, maddî-mânevî bütün kıymetleri mesuliyetsizce tasarruf etmekte, perişâniyetini hazırlamaktadır. İhtiyacına ve aczine merhameten herşey emrine ve hizmetine verilen, dünyada misafir olarak bulunan insan, mükellefiyetini taşıdığı değerlere sahip çıkmakla mükelleftir.
Küçücük ceset kafesine hapsolduğu halde, şu geniş kâinata sığmayan ve dünya kendisine dar gelen insan, netice itibarıyla bir-iki metrelik çukura girme mecburiyetindedir. Hayatını suiistimal edip, emr-i İlahiye ve kâinattaki kanunlara muhalefeti ile sıkıntılara girmekte, kendi huzurunu kendisi ihlâl etmektedir.
Asırlık ihmallerin ve tuzağa düşürülmüş olmanın acısı altında kıvranan, türlü türlü entrikaların kurbanı hâline gelen mazlum dünyanın, şefkat ve merhametle, maddî ve manevî imdadına koşmak bir insanlık vazifesidir.
Mevsimlerin, gece ve gündüzlerin devr-i dâimi gibi milletleri ve devletleri de evirip çevirmekte ve şekillendirmekte olan Allah (c.c), dünya nimetlerini ve idaresini de insanlar arasında alıp vermekte; dün birilerine kendi hatalarından dolayı zehir olan dünya bugün bayram, bugün bayram olanlara da yarın yine kusurları sebebiyle zehir olacaktır.
Bütün güzellikler, iyilikler ve muvaffakiyetler Allah'tan, sıkıntılarımız ise kendi kusurlarımızdan kaynaklanmaktadır. Allah (c.c.) zulmetmez. Zulümden münezzehtir. Zâlimi de sevmez. Hangi devir ve zaman olursa olsun, hangi millet ve devlet, hangi dine ve inanca sahip bulunursa bulunsun, Allah (c.c.) zâlimi sevmez. Adil-i Mutlak olan Allah (c.c.) bugün olmasa yarın, zâlimi cezasız bırakmaz. Zâlim zulmünün cezasını mutlaka görür. Ama unutmamalıdır ki; zâlim Allah'ın (c.c.) kılıcıdır. Uyuyanlara musallat eder, onları uyarır. Kabiliyetlerini geliştirir. Gafleti, atâleti terk eden, durmadan gelişen dünya şartlarına ayak uyduran milletler, güç ve kuvvet sahibi olur. Düşmanın silâhı İle silahlandığı takdirde de zâlimin zulüm yapma fırsatı ve imkânı engellenir.
Serçenin kabiliyetini geliştirmeyi murat buyuran Allah (c.c.), atmacayı ona musallat etmiştir. Kendilerini müdafaa etmesi, can emniyetini koruması adına her canlıya bir silah vermiştir. Gaflete dalıp, küçük bir menfaat için oltanın ucundaki yeme meyleden balık, bu gafletini canıyla ödemiştir.
Yaratılış çizgisini terk eden, dünyanın fânî ve zâil câzibesine kendini kaptıran milletler ve devletler, netice itibarıyla bir gün mutlaka bir oltaya takılacak, gafletinin ve ihanetinin cezasını çekecektir, önemli olan insanlığı bu duruma düşürmemektir.
Allah (c.c.) dilerse kışı bahar, geceyi gündüz, azîzi zelil, zelili azîz yapar. Biz neye lâyık isek Allah onu verir. Önemli olan azîz olarak yaşamaktır. Yer yüzü varislerinin, taşıdıkları mesuliyetin şuuruyla hareket etmeleri gerekir.
İkinci dirilişin temsilcileri, saadet asrının kahramanlarına denk bir mesuliyet altında kıvranarak, dünyanın hiçbir engeline takılıp kalmadan, korkunç bir buhran ve bunalım içinde yüzen İnsanlığın imdadına koşmalıdır.
Mazlumun geçici sıkıntılarına el uzatmak, dertlerine ortak olmak, yaralarını sarmak, göz yaşlarını silmek, elbette vazifemizdir. Fakat, ahlâkı ve adaleti kalıcı hâle getirecek, mazlûmun göz yaşını silecek, muvazene unsuru bir neslin yetiştirilmesi bizim aslî ve esas hizmetlerimizden olmalıdır.
Yer yüzünde gerçek demokrasiyi, ahlâk-ı âlîyeyi temsil edecek nesiller yetiştirilmediği taktirde, mazlumun göz yaşı dinmeyecek, anaların-bacıların feryadı kesilmeyecek, yetimin iniltisi bitmeyecektir. |