Bi başlaynca devamı geliyor
Edebiyat, resim ve Selim İleri
Geçenlerde resim sanatıyla herhangi bir şekilde ilgilenen şair ve yazarların bir listesini çıkarmayı denedim; çıkardım da. Listeye hayatta olanlardan pek azı girdi. Eskilerden resimle ilgilenmeyen yok gibi.
Recaizade Mahmud Ekrem'in yağlıboya tabloları vardır. Halit Ziya Kırk Yıl'ında Recaizade'nin bir gün kendisine resimlerini gösterdiğinden, onun memnun edecek kadar alkışlamadığı için alındığından söz eder. Edebiyat-ı Cedide şair ve yazarlarının hemen hepsi resim ve musikiye düşkünlerdi. Tevfik Fikret, profesyonel denecek kadar başarılı bir ressamdır. Şiirinde de ressamlığının izleri hemen fark edilir. Belki şaşıracaksınız, Mehmed Âkif de resme büyük ilgi duyuyordu. Bir gün Şeref Haydar Paşa'nın Çamlıca'daki köşkünde Rus ressam Feldman'a hiç çekinmeden poz vermişti. Bu sanata karşı hiçbir önyargısı bulunmadığı, kızı Suat'ın Celile Hanım'dan resim dersleri almasına izin vermesinden de anlaşılıyor. Bir yazısında bizde nesrin yeterince gelişmemiş olmasını resimsizliğe bağlamıştır.
Yahya Kemal de Âkif gibi nesirsizlikle resimsizlik arasında ilişki kurar. Yazılarından birinde açıkladığı bu görüşünü 'Hayal Beste' adlı şiirinde de dile getirmişti. Ressam Melek Celâl, onun resimden "hayret verecek derecede" anladığını ve en sevdiği ressamın Goya olduğunu, Madrid elçiliği sırasında bu büyük ressamı dikkatle incelediğini söyler. Yahya Kemal'le Radyo'yu ziyaret ettiği bir gün uzun uzun konuşan Faruk Yener ise onun Vélasques'le de ilgilendiğinden söz etmiştir. Muhtemelen parnasyen şairlerin etkisiyle resim ve heykele ilgi duymaya başlayan Yahya Kemal, tabiata ve hayata ayna tutan modern öncesi resim anlayışlarına daha yakın duruyordu. Sevdiği kadının, yani Celile Hanım'ın ressam olduğunu da unutmamak gerekir.
Celile Hanım'ın oğlu Nâzım Hikmet hatırı sayılır bir ressamdı; resim yapmaya Çankırı ve Bursa hapishanelerinde yatarken başlamıştı, ama Kaya Özsezgin'e sorarsanız, onun ressamlığı hapishanede bir mahkûm hâlet-i ruhiyesiyle yöneldiği bir vakit geçirme aracı değildi; yaratıcı hayal gücü ve gözlem kabiliyeti, resme duyduğu ilginin irsî olduğunu gösteriyordu. Nâzım'ın önceleri yakın dostu, daha sonra amansız muhalifi olan Peyami Safa, resimle bizzat uğraşmış olmasa da, bu sanatla içli dışlıydı; Namık İsmail ve Çallı İbrahim'in yanı sıra bütün D Grubu ressamları yakın dostlarıydı. D Grubu'nun ilk sergisinin broşüründeki metin onundur. Resim sanatı hakkında çok sayıda yazısı bulunan Peyami Safa'nın karısı Nebahat Hanım resim yapardı, yeğeni Behçet Safa ise modern Türk resminin önemli temsilcilerindendir.
Ahmet Hâşim hem güzel resim yapar, hem de resim hakkında yazardı. Güzel Sanatlar Akademisi'ndeki estetik ve mitoloji hocalığı sırasında çok sayıda ressam arkadaş edinmişti. Akademi Müdürü Namık İsmail en yakın dostlarından biriydi. Akademi'de hocalık yapan Necip Fâzıl ve Ahmet Hamdi Tanpınar'ın da resimle yakından ilgili olduklarını hatırlatmak isterim. Necip Fâzıl'ın 'Beklenen Sanatkâr' başlıklı ünlü yazısı, D Grubu'nun sergilerinden birinde söylediği bir nutuktu. Tanpınar'ın resimle ilişkisi çok daha derinliklidir.
Listeye Asaf Hâlet Çelebi ve Arif Dino'yu da ilave edebilirsiniz. Kısa bir süre Güzel Sanatlar Akademisi'nde okuyan Çelebi'nin şiir kitapları devrin tanınmış ressamları tarafından resimlenmişti. Ahmet Muhip Dıranas'ın resim üzerine yazıları vardır. Ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu iyi bir şair, Cihat Burak önemli bir hikâyeciydi. Oktay Rifat ve kısa bir süre önce kaybettiğimiz İlhan Berk de resim yaparlardı. Unutmadan söylemeliyim: Adalet Cimcoz'un Maya Sanat Galerisi, aynı zamanda bir edebî mahfildi; devrin yazarları, şairleri, ressamları, heykeltıraşları, hatta sinema ve tiyatro sanatçıları orada bir araya gelirlerdi.
Hâlen hayatta bulunan yazar ve şairlerden resimle de ilgilenenler pek fazla değil. Aklıma Enis Batur ve Ferit Edgü geliyor. Orhan Pamuk da bazı romanlarında resim meselesini adamakıllı kurcalamıştır. Mustafa Kutlu'nun ilk göz ağrısının resim olduğunu biliyorum. Uzun zamandır eline fırça almayan Kutlu, bu merakını hikâyelerinde ve kitap kapaklarında tatmin ediyor. Ve tabii Selim İleri... Aslında bu yazıyı yazmama sebep, İleri'nin Doğan Kitap tarafından yayımlanan son kitabıdır: 'İstanbul'un Tramvayları Dan Dan!'
Daha önceki birkaç kitabı gibi, yeni kitabını da sevdiği ressamların eserleriyle bezeyen İleri'nin içinde, dışarı taşmaya çabalayan bir ressamın yaşadığından eminim. Eline hiç fırça almış mıdır, bilmiyorum, ama kalemini yer yer fırça gibi kullandığı açık. Hikâye, roman ve denemelerinde zikrettiği ressamların ve resimlerin bir dökümü yapılabilse, uzun bir listenin orta çıkacağından eminim. Hakikaten zengin ve rengin bir kitap olan 'İstanbul'un Tramvayları Dan Dan'ı okurken, sadece edebiyat dünyasında değil, resim dünyasında da dolaşıyorsunuz.
Çok kültürlü yazarları, özellikle resim ve musikiden anlayanları okumaktan ayrı bir zevk alıyorum. Dünyaya farklı pencerelerden bakıp bu pencerelerden ayrı ayrı gördüklerini birleştirerek yazıyor, realiteyi daha derinliğine kavrıyor, daha zengin hayaller ve daha yaşanası dünyalar kurabiliyorlar.
Her şey bu yazıdan sonra oldu.. ve bence okumalısınız !